PAZARTESİ TEDAVİSİ

Yine o çekilmez gün. Sabah yataktan kalkmak istemediğimiz anın başlangıcı. Haftanın ilk günü değil sanki, başka bir şey! Tarifi mümkün olmayan, tüm olumsuz duyguların üstümüze çöktüğü, en sevmediğimiz gün. Hatta o kadar sevilmez ki, maaşımızı o gün bile alacak olsak, bir çoğumuz gitmez bankaya. Gerçi çekilen kredilerden, verilen otomatik ödeme talimatlarından geriye bir şey kaldıysa. Buda ayrı bir konu. Bir çoğumuz diyecektim ama, bu defa örneği kendimden vereyim. Mesela eskiden ben, pazartesi sabahı şerefine üç farklı alarm kurardım. İlki beni uyandırır ve onu gözlerimi dahi açmadan kapatırdım. Sonra uyumaya devam. Ama sadece 5 dakika. O beş dakika bana beş saat gibi gelirdi. Sonra ikinci alarm çalar ve ben yarı uyur yarı uyanık girerdim duşa. Üçüncü alarm ne için diye soracak olursanız, o benim can kurtaranım. Olurda ikincisinde de uyanmazsam diye.
Kahvaltı yapmak bir kenara dursun, yolda bağlardım kravatı. Prensiplerim var, geç kalamam işime. Maazallah kovarlar, şu zamanda iş bulmak zaten zor. Evimden işime gidene kadar, üçüncü rüyamı gördüğün zamanlarımda olmadı değil. Tabi ki günün ilk çayını içene kadar, klasik uyur gezer halleri. Bilindik algı sorunları. Kolay değil pazartesi. Adı üstünde, koca bir haftanın ilk günü, yeni işler, bambaşka gündemler. Belki bir çoğu için, geçen haftadan kalma yığınla iş, kimisi içinde uykusunu bütün bir hafta kaçıracak sürprizler. Sözün özü pek çok insan sevmez pazartesi gününü. Sebep nedir de sevmeyiz? sorusuna ben cevap vereyim istedim.
Bir çok uzmana göre; pazartesi sendromu, 5 günlük yoğun çalışma sonrası dinlenmek için geriye 2 günün kalmasının sonucudur. Stres kaynaklıdır ve daha çok iş stresi kökenlidir. Yine kişilerarası, aile içi, sosyal ilişki sorunları yaşayan bireylerde daha da şiddetlidir ve gereğinden fazla stres yaratır. Her ne kadar sosyete hastalığı denilse de “stres” günümüz modern toplumunun hastalığı olup, bir gerilim durumudur. Fiziksel ve psikolojik taleplere karşı vücudun fizyolojik olarak vermiş olduğu bir yanıttır. Organizmanın fiziksel ve ruhsal sınırlarının zorlanması sonucu ortaya çıkar. İş stresi ise her işin belli bir sorumluluk ve risk getirmesi nedeniyle oluşmaktadır.
Hem bireysel hem de işin özelliklerinden kaynaklanabilir. Örneğin; iş yerindeki yüksek talep ve beklentiler, iş yükünün fazlalığı, iş güvencesinin olmayışı, yorgunluk, bıkkınlık, işin fiziksel ve ekonomik koşulları, uyum baskısı, belirsizlik, yeterince ilerleyememe, engellenme, takdir görememe, güvensizlik, desteksizlik, ast-üst ve meslektaşlarla olan yetersiz ilişkiler neden oluşturabilir, diye de ekliyorlar. Çözümü ise, hayatımızdaki pozitif şeylere odaklanmaktan geçiyor. Olumsuz duygularımızın yalnız bize özgün olmadığını, geçici olduğunu düşünmemiz önerilerin başını çekiyor.
Sonra, bol bol yürüyüş yapın ve fırsat buldukça gökyüzünü seyredin. Gün içinde uyumayın, kafeinli, alkollü, kolalı içeceklerden, ağır yemeklerden ve tütün kullanımından kaçının. Endişelerinizi, düşünce ve duygularınızı daha fazla dile getirip, seslendirmenizde uzmanların tavsiyeleri arasında.
Şimdi olaya ters bir açıdan bakıp sizi şaşırtayım. Kısaca, Pazartesinin faziletleri ve getirdiği güzelliklerden dem vurayım. Çünkü bizim inançlarımızda pazartesinin ayrı bir önemi vardır.
Mevlid-i Nebi pazartesidir. Alemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Muhammed (s.a.v.) bu günde dünyayı şereflendirmiştir. Hz. Peygamber’e ilk vahiy indirildiği ve risâlet vazifesinin verildiği gün pazartesidir. Hz. Peygamber (s.a.v.), “Kur’ân-ı Kerîm bana pazartesi gününde indirildi” buyurmuştur. Pazartesi, yolculuk, ticaret ve rızık günüdür. Bunun yanında Hz. Peygamber (s.a.v.), birçok sefere pazartesi günü çıkmıştır. Nitekim O, Kuba’ya gitmek için yola pazartesi çıkmış ve yine Kûba’ya varış Rebîu’l-Evvel ayının bir pazartesi gününe tevafuk etmiştir.
Pazartesi, kulların bağışlanma günüdür. Hz. Peygamber (s.a.v.), “Cennet kapıları pazartesi ve perşembe günleri açılır. Ve Allah’a hiç bir şeyi ortak koşmayan her kula (günahları) mağfiret edilir. Pazartesi, amellerin Allah’a arz günüdür. Pazartesi oruç günüdür. Hz. Aişe (r.ha), şöyle demiştir: “Rasûlullah (s.a.v.), pazartesi ve perşembe oruçlarını dört gözle beklerdi.” Şimdi söyleyin, bir daha “Pazartesi Sendromu” yaşayacak mısınız? Yoksa Pazartesini bir sendroma kurban mı vereceksiniz?