YA HAK

İnsanın üzerinde Allah’ın hakları olduğu gibi kulların da hakları vardır. Cenab-ı Hak her insana bir takım haklar ve nimetler bahşetmiştir. Bunlara yönelik yapılan bir haksızlık, karşılıksız kalmaz ve cezayı icab ettirir. Mesela, birinin canına ve malına zarar vermek, şeref ve haysiyetini lekelemek, şakayla da olsa üzmek ve korkutmak, aldatmak, rüşvet alıp vermek, borcunu geciktirmek, lüzumsuz yere vaktini almak gibi hususlar hep kul hakkını ihlal etmektir.
Kul hakkı yemenin en tehlikeli çeşidi, devlet ve vakıf malı gibi ammenin ortak hakkı olan şeyleri haksız yere gasbetmek ve uygunsuz bir şekilde kullanmaktır. Bu haksızlık, ferdi haklara göre daha tehlikelidir. Zira sonunda pişman olunsa bile bütün hak sahiplerinden helallik olmak mümkün değildir.
Kul Hakkı ile ilgili bir çok ayet-i kerime ve hadis-i şerif vardır. Allah’ın huzuruna kul hakkı ile çıkmanın, çok ağır bir vebali vardır. Çünkü böyle bir günahın Allah tarafından bağışlanması, hak sahibinin affetmesi şartına bağlanmıştır. Hak sahibi, hakkını almadıkça veya bu hakkından vazgeçmedikçe, Allah kul hakkı yiyenin bu günahını affetmemektedir.
Cenab-ı Hak, insanlara kul hakkından şöyle buyurur:
İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı taraflarına çevirmenizden ibaret değildir. Asıl iyilik, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitap ve peygamberlere iman edenlerin; mala olan sevgilerine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, ihtiyacından dolayı isteyene ve özgürlükleri için kölelere verenlerin; namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren, antlaşma yaptıklarında sözlerini yerine getirenlerin ve zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda direnip sabredenlerin tutum ve davranışlarıdır. İşte bunlar, doğru olanlardır. İşte bunlar, Allah’a karşı gelmekten sakınanların ta kendileridir. (Bakara Suresi 177. Ayet)
Hz. Mevlana’nın güzel bir sözüyle bitirmek istiyorum.
“ Nice insanlar gördüm, üzerinde elbisesi yok, Nice elbiseler gördüm içinde insan yok.”