ADALET

Adalet, kelime olarak hak yememek, düzeltmek, dengede olmak, ölçülülükten ayrılmamak, insaflı olmak, doğru yoldan sapmamak gibi anlamlara gelmektedir.
Her ne kadar adaletin tanımı üzerinde tam bir ittifak yok ise de, adaletin gerekliliği konusunda bütün insanlık aynı görüştedir. İşin ilginç yanı, zalimler bile adalet isteyebilmektedirler.
Adalet, sosyal bir varlık olan insanın, toplumda insanca yaşayabilmesi için gerekli olan ilkelerden birisidir. Adaleti, bireysel ve toplumsal ilişkilerde dengeli olmak; her şeyi yerli yerine koymak; insaflı olmak; her şeye layık olduğu kadar değer vermek; haklıya hakkını suçluya cezasını vermek şeklinde tanımlamak mümkündür.
Allah adaletli olanları sever . Allah, emanetleri ehline vermeyi ve insanlar arasında hükmedildiği zaman adaletle hükmetmeyi emreder. Nahl suresinin 90. ayetinde şöyle buyrulur: “Muhakkak ki Allah adaleti, ihsanı, akrabaya karşı cömert olmayı emreder; Hayasızlığı, kötülüğü ve zorbalığıda yasaklar. İşte Allah, aklınızı başınıza alasınız diye size böyle öğüt veriyor.
Adalet, insanın olduğu her yerde, insanı ilgilendiren her şeyde varlığını hissettirir. Yaratılışın temelinde adalet ve rahmet vardır.
Her insan, yaratılışı gereği adalet konusunda bir kök bilince sahiptir. Bir başka ifadeyle, insan hayatın doğal akışı içerisinde, neyin adalete uygun olup olmadığını mutlaka bilir. Adalet kavramının, hem dinin, hem de aklın ortak ilkelerinden olmasının anlamı da bu olmalıdır. Ancak, adaletin ne olduğunu, hangi davranışın adil olacağını bilmek, adaleti gerçekleştirmek anlamına gelmez. İşte tam da burada, yasalar, ahlak ve din devreye girer. Bu üçlü yaptırım, toplumsal hayatın yaşanabilir olmasının en alt koşullarını sağlar. Kendisine saygı duymayan, insan olmanın en büyük onur olduğunun farkında olmayan bazı kimseleri bu üç süzgeç de dizginleyemeyebilir. Herkesin başına bir bekçi dikmek mümkün değildir. İnsanlar, yasal boşlukları bulma konusunda yeterince ustalaşmışlar. Öyle ise, adalet gibi evrensel bir ilkenin yeterince etkin olabilmesi, bireyin insan olma onurunun bilincinde olmasına bağlıdır. Bireyin vicdanında yer etmeyen adalet, yasalarla sağlanamaz.
Orhan Gazi ‘nin de dediği gibi;
Adaletin en kötüsü geç tecelli edenidir.
Sonunda hüküm isabetli olsa da, geciken adalet zulümdür.