SEN SUS GÖZLERİN KONUŞSUN

Herkesin bildiği ama kimsenin konuşmadığı sorumlarımız var.
Cesaret ile başlayan ilk cümlelerin hemen ardından temkinli ifadeler yerini alıyor.
Siyasette...
Sporda...
Bürokraside...
Kapıları kapatmadan konuşamıyoruz.
Kapıları kapatsak ta üçüncü bir şahsın yanında konuşamıyoruz.
Herkes her şeyleri bildiği kimsenin konuşamadığı bir dehlizin dibine sürükleniyoruz.
Konuşmadığımız sürece sorunlarımıza gerçek manada çözüm üretemiyoruz.
Konuşmaya çalışanların iletileri de kişiselleştirip başka başka sorunları ortaya çıkarıyor.
Bundan dolayı;
Uzun zamandır Yozgat sorunlarını konuşamıyor.
Uzun zamandır Yozgat’ı yönetenler Yozgat’ın sorunlarını kamufle ediyor.
Uzun zamandır muhalefet Yozgat’ın sorunları üzerine 3. Sayfa kahramanları gibi yaklaşıyor.
Kuru pastalı, çalışana 1 lira 25 kuruş, misafire bedava çaylarla son 20 yılın tüm denemişliklerini tekrar denemekle, tasarrufu , taassupla karıştıran bir zihniyetin çatısı altında sorunlarımızın çözülmesini beklememek gerekli.
Farklı vilayetlerin de içinde bulunduğu sadece bize özel olmayan iş, aş sorunları değil benim bahsettiğim.
Yatırımlar...
Kaynaklar...
Siyasi köşe kapmacalar.
Rantsal dönüşümler de değil benim bahsettiğim...
Yozgat’ın şu anda birincil sorunu maalesef diller pelesenk olmuş “birlik ve beraberliğimizdir”
Yozgat’ımızın bugün en büyük problemi su yüzüne çıkmış ve kimsenin kabul etmek istemediği “birlik ve beraberliğimizdir”
Ülkemizin birlik ve beraberliğinde bekasında göstermiş olduğumuz birlik ve beraberlik, konu Yozgat’ın sorunlarına geldiğinde asla bir araya gelemiyoruz.
O yüzden Yozgat’ın hedefi cari açığa yapılacak milyoncuk tasarruflardan ziyade
Samimi bir şekilde bir araya gelmektedir.
Bu bir araya getirme işi yatırımcılardan ve her türlü vizyondan önce gelmelidir.
Yozgat kendi toprakları üzerinde giderek safların ayrıldığı , insanların birbirinden uzaklaştığı, hizipleştiği, ötekileştiği bir taşraya doğru hızla ilerlemekte.
Şehri yönetenlerin önceliği de ileri görüşlü olup bu durumdan toplumun tüm fertlerini dinleyip çözüm üretmektir. Çözümü de geçtim , konuşalım yeter. Bunu da kimsenin eline mikrofon vermeden biraz toplumun içinde dolaşarak hiç konuşmayanları dinleyerek başlayabiliriz pekala .
Bu yazının da sahiplerine ulaşacağında şüpheliyim ama en azında tarihe bir not düşünüp kısmi sorumluluğumdan kurtulmaya çalışıyorum.
Şimdi konuşmaya başlayacak mıyız, yoksa hepimiz susalım da gözlerimiz mi konuşsun!?

Soner TUMGAN

Soner TUMGAN

Yazarın son yazıları...

tümü