Gel de Mutluluk İsteme

Geçenlerde okuduğum bir yazıda; “Amerika’da yapılan uluslararası bir araştırmaya göre ABD’de her 12 kişide 1 kişi; Almanya’da her 32 kişide 1 kişi, İngiltere’de her 47 kişide 1 kişi, Finlandiya’da ise her 67 kişide 1 kişi kendi işini kurmak istiyor.” Türkiye’de henüz böyle bir araştırma yapılmamış, ama yapılsaydı sanırım çıkan sonuç, bana göre her 2 kişide 1 kişi olurdu. Sizce de öyle değil mi? Herkesin hayalidir kendi işinin sahibi olmak. Ama girişimcilik zor, iş bulmakta zor. Bunu da göz ardı etmemek lazım. Hele ki son zamanlarda. Sermaye, deneyim, rakipler, bürokrasi ve daha sayabileceğimiz bir sürü zorlu engeller. Bu zorlu engellerin bazılarını aşmak için ise devlet destekleri de yok değil.
Nasıl bir şey şu girişimcilik? diyoruz. Ama pes etmek yok. Çünkü kaynağa ihtiyacımız var. Araştırıyoruz, soruşturuyoruz. 40 kişiden 40 bin akıl alıyoruz. Sonra ne mi oluyor? Bir telefon ya da bir epostada size reddedemeyeceğiniz bir teklif geliyor. “Yarısı sizden yarısı devletten hibe desteği çıkartabiliriz. İsterseniz sizin adınıza KOSGEB’e başvurabilir, Kalkınma Ajanslarına ve TKDK’ya proje hazırlarız. Hatta AB’den size özel destek alırız.” İşte basit haliyle bu cümle tam da sizin duymaya ihtiyacınız olan cümleler. Çünkü hayaller büyük, kaynak ise yetersiz. Fırsat bu fırsat inansak mı acaba? Birilerine mi danışsak? derken o telefonda ki sesin sahibine istediği şeyi tereddütle de olsa bazılarımız veriyor. Bu genelde en az 250 lira ile 2500 lira arasında oluyor ya da size gönderilen danışmanlık sözleşmesini imzalayarak tekrar göndermeniz isteniyor. Ücret gönderdiyseniz bir defa için maddi kayıp ve hayal kırıklığı ile bunu atlatıyorsunuz. Ama sözleşme imzalamış iseniz bir kaç yıl sonra yapmış olduğunuz danışmanlık hizmeti gereği karşı taraf sizden yasal yollara başvurarak sürpriz bir borç tahsil ediyor. Şimdi diyeceksiniz ki biz bunları duyuyoruz. Hatta bizi de arıyorlar, ciddiye almıyoruz. Ama durum gösteriyor ki hala bu konuda acı tecrübeler yaşamaya devam eden insanlar var. Sebebi ise çok açık. Buna şu şekilde örnek versem, Mcdonalds’ın en çok satan menüsü “Happy Meal” dır. Dilimizdeki karşılığı mutlu yemek. Çünkü insanların büyük çoğunluğu mutlu değil ve mutluluk istiyor. İşte bu dolandırıcılarda bizi mutlu edecek rakamlar ve oranlar söylüyor. Hadi gel de içinde bulunduğumuz ortamda mutluluk isteme!
Toplum olarak, “ben polisim, savcıyım, fazla para ödemişsiz iade yapacağız” gibi telefonlara artık pek kanmıyoruz. Fakat hangi devlet kurumu hangi alanda ne kadar hibe veriyor, benim müşterisi olduğum berber, onun iki dükkan yanındaki takıcı bile benden iyi biliyor. Hatta rivayete göre bizim il müdürlüklerine fazla başvuru olmadığı için il dışından gelip destek alıp gidenler varmış! Daha neler var neler! Tabi bu arkadaşların kaçı yetkili ağızlardan bunları duydu? Kaçı resmi internet sitelerine girip araştırdı? Hiçbiri! Diyeceğim o ki toplum olarak okumayı sevmediğimiz gibi eksik bildiğimiz bilgilere kendimiz de bir şeyler katıyor ve çevremize yayıyoruz. Artık bir şeyleri fısıltı gazetesi aracılığıyla değil de muhatabından öğrensek. Elimizdeki akıllı telefonları sosyal medyaya girmek için değil de araştırma yapmak için kullansak. Sizce de iyi olmaz mı?